30 Ekim 2012 Salı

Hatırımdaki hatıralarım...


Dedeciğim;
daha küçükken babasız kalışı ile başlıyor benim gönlümdeki hikayesi...
Hiç pussuz,bulutsuz net resimler hafızamda...
Haftasonları yanına gittiğimizde ikinci katın balkonunda karşılardı bizi,
hala da her gittiğimde oradan bize bakıyormuş gibi hissederim.
İlçenin köylerinden hiçbirinde ikiden fazla otobüs durağı yoktur,
Ama onun köyünde üç tane durak vardır.
Hatun kişiler çay ocağının önünde beklemeye çekindiklerinden,defalarca tabelalar hazırlayıp asardı.
Ve nihayetinde belediye,evin bahçesinin köşesine Sezai Karakoç adını verdiği bir otobüs durağı yapıverdi...

Dedem her şeydi...
Hocaydı,arkadaştı,arıcıydı,emlakçıydı,muhtardı,marangozdu,aşçıydı,pek çok şeyi de sadece söyler oldururdu.
Hiç sonu gelmez misafirleri vardı,haftasonları arabalar sıra sıra dizilirdi evin önüne bahçe boyunca...

Yemek vakti,yuvarlak sofranın etrafına değil de onun etrafına dizilirdik sanki,hepimizin ağzına en az bir lokma koyardı.
En uyduruk yemeği bile güzeldi,köyde evin önünden geçen herkesi evi çağırıp yedirmek isterdi,acelesi olanın eline salatalık,elma,ekmek ne varsa verirdi...
Yaylalardaki evlerine çay,şeker,yiyecek şeylerin listesini ile anahtarı kapıya asar,gelen geçen yesin isterdi...
Tontondu,göbeğinin üzerine denk gelen gömlek düğmesi pek bir araya gelmezdi.

Babaannemin pişirip de soğusun diye tepsiye koyduğu ekmekten,bir parça koparıp,içine tereyağ sürüp,gizlice O'na götürmüşlüğüm çoktur.
  Her Cuma bize gelirdi,elini öperdik,kah takvim yaprağı arkasından bir şiir ,kah öğrendiğimiz bir duayı okurduk...

Dokuz yaşımdaydım,sofra duasını öğren bu hafta dedi.Ertesi hafta Cuma günü geldiğini görür görmez,annemin gardırobuna girip,
hemencecik kısa bir sofra duası ezberlediğimi bilirim.

   Hep beraber cemaatle kılınırdı onun yanında namazlar.
Hafızdı,akşam namazından sonra balkona çıkar,Kur'an-ı Kerim okurdu,yıldızları izlerdim onu dinlerken...
İki elim anca kavuşurdu O'na sarıldığımda.
Masmavi gözlerinden birini kırpar,o bir türlü çıkarmayı beceremediğim sesi çıkarırdı ağzından...
Ey gidi ğarlera ile diye başlayan cümleler kurardı sık sık..
Evde yoksa,yahut uyuyorsa daktilosunu kurcalardım ve her nasılsa her defasında suç üstü yakalardı beni.

  On-on bir yaşlarımda Trabzon da ki köyün yollarını yaptıyorken yanına gittik,
Bir gün sabah namazını kıldıktan sonra dedemle uyumak istedim.
Divanda arkasındaki boş kalan yere geçtim,
Astım hastasıydı,nefes alır,bir müddet vermez,iki kerede alır,hemencecik verir,horlardı da...
Arkasında öleceğini düşünüp ağlarken,karşı yataktan babaannem gülümseyerek O hep öyle uyur dedi.

O günden bu yana yaklaşık onbeş yıl geçti,Dedem Trabzon da ki evinde,4 Ekim günü sabah namazını kılıp yaslandı,bir daha hiç nefes almadı,hiç uyanmadı...

3 yorum:

Deli Anne dedi ki...

:( içim burkuldu.. hayat lezzet yeri değil diyor gene her yanım.. dede varken lezzet vardı evet ama dede artık yok.. şükür ki ötesi ve sonsuzluk var Ve inşallah dede de orada en sevdikleriyle oturuyor gül bahçelerinde..

Hayal Arkadaşlarım dedi ki...

Mekani cennet olsun aysegulum. Bir insanin boylesine anilmasi ne anlamli. Ne guzel aniyorsun ve de aniliyor.

Bahar ve kızısı Yağmur dedi ki...

toprağı bol olsun.