27 Kasım 2013 Çarşamba

Akşam üstü...


-Annem mısır patlatacak mısın?
-Keyfim kaçtı biraz bakalım...
-Benim de kaçtı!
-Ne yapalım öyleyse?
-Mısır patlatalım!
-Tamam
-Seni bulutlar ve de yollar ve de insanlar kadar çok seviyorum...

Keyifsizlik mi?
O da ne!

2 Ekim 2013 Çarşamba

Yağmurun getirdikleri...


Ne yazacaktım ki ben,koştum oturdum buraya,unuttum...
Sonbaharımı  yazacaktım sahi...
Her gün büyük oğlanı okula bırakıp küçük oğlanla kah yürüdüğümüzü,kah koştuğumuzu,kah yolun ortasında el ele dönüp durduğumuzu mu...

Aldığımız çikolatayı büyük oğlan yanımızda olmadan yiyemeyince,gidiverdik yanına,
kombi bozuldu,servisin yarın geleceğini öğrenince evi olduğu haliyle bırakıp,oturduk kitap okumaya...


Yolda bir oğlan gördük 7-8 inde,
elinde bir su şişesi,bir içiyor bir kaldırımın sağında solunda yetişmiş bitkilere su veriyor,ve bunu öyle hoş yapıyor ki,seke seke bir sağa bir sola,azıcık ona azıcık şuna...


Cam da yağmur taneleri,bir de çim adam,bence benim onu gördüğüm anda yüzümün aldığı halden diken diken saçları,
küçük oğlan çok mutluyum saçları var artık diye gezerken,
büyük oğlan tarafından ise pek havalı bulunuyor kendisi...
Herkes ne başka,her mevsim beni ne kadar da değiştiriyor ve sonbahar bana her şeyi yeniden yeniden sevdiriyor...

1 Ekim 2013 Salı

Merhaba 27...


Merhaba 27,
Ben hep seni bekledim...
Ben her şeyi sana endeksledim...
Ben her şeyi senden sonraya erteledim...
Aile kurmayı,anne olmayı,beni ben yapan tüm güzel hissiyatları...
Planları,programları!

Bir sabah namazı vakti,açıp ellerimi dua ettiğimde gönülden -ki seslendirmeye dahi utandığım bir istekti bu,
beni çok seven biri olsun dedim çünkü ben seversem çok severim,kırılırım,incinirim...

Ah bir sabah yüzükle çıkıverdi karşıma,okul yolunda...
27'den sonra olur dedim,o zamana dek yapacaklarımı sıralayıverdim...
O zamana dek yapacaklarına,o zamandan sonra yapacaklarını o zamana sığdırırız dedi,günlerce,aylarca...
En son kucağımda bir kedi severken,sana kedi alırım deyiverince tamam dedim.
Altı ay içinde evlendik...

Okula el ele gidiverdik,evcilik oynar gibi iki oğlan büyütüverdik,
27 den sonra mailimin alınan çıktısını ara ara çıkarıp gülüverdik...
Diyeceğim o ki;
hayat nereye kadar süreceği muamma bir yolculuk,
ertelemeden bugünü yaşamaya gayret etmek gerek...

Doğmak ilk fırsat,sevmeye,sevilmeye...
Sonra tüm güzellikleri,iyilikleri,sevgileri sırtlanıp yürümeye devam etmek gerek...

18 Ağustos 2013 Pazar

Vakit...


Bugün de sabahtı...

Babam çay demledi semaverde,annem kuymak pişirdi.
Oğlanlar tüm gün koşturup oynadı bahçede,ben dikiş diktim komşu teyzelere.
Akşam oldu,annem oğlanları yıkadı,ben kedileri doyurup çamaşırları astım bahçedeki ipe.
Güller toplayıp suyla koydum bardağa,yerleştirdim masanın ortasına...

Bugün de bitti...
Şimdi üst kata,balkona,yıldızların altında duaya...

8 Haziran 2013 Cumartesi

Kalbimin köşesi...

  
Neyle ölçülür aşk?
Altınla, gümüşle?
Metreyle,tartıyla?
Saatle, dakikayla?
Hayır,
Sabırla ölçülür Aşk.
Şefkatle,tahammülle..!



Ömrüm uzun bir yol...
Acelem var benim,
içimdeki hisleri kelimelendiren müziklere,insan gülüşlerine,çocuk seslerine...
Hiç durmadan konuşan iç sesin iz düşümü gibi burası...
Acelem var benim,
her an ölecek gibi,her şeyi yaşamaya çalışan,ertelemelerden uzak bir haldeyim...


Geçen yıl okulun son günü parkta tanıştım onunla,
uzun sarı lüle lüle saçları salıncakta sallandıkça parıldıyordu...
Beş yaşında babasız kalmış bir babanın,beş yaşında babasız kalmış kızı...
Yaz tatilinde bir kez aradım,birinci sınıftı büyük oğlanla neden sonra aynı sınıfta okumaya başladılar.
Ertesi gün doğumgünü olduğunu öğrendiğim gün,koşa koşa kumaşçıya gittiğimi ve ertesi sabah kapısını tıklayıp diktiğim elbiseyi vermeye gittiğimde kapıyı bana o açtı,gözlerini ovuşturuken ki hali gözlerimin önünde...

Pek çok aktivitemize davet ettik,elim saçına değdikçe,gözlerim gözlerine,gülüşüm gülüşüne karıştıkça büyüdüm,gerçekten sevindim...

Dün kursun son günü,akşam yemeğine misafir hazırlıkları yanı sıra bir elbise daha dikiverdim...
Onu dikmeseydim eminim hiç birini yetiştiremezdim...
Ben her şey bir yana,yaşayarak yaşadıkça hayatı,
bir kez daha yaşamak için bir çocuk kalbine yerleşmeyi öğrendim...

23 Mayıs 2013 Perşembe

Yeniden yaşamak...


Benim yaşamım tekerrürden ibaret annelik hususunda...
Her şeyi yeniden yaşıyor gibiyim çocuklarımla...
Ne kadar çok bana benziyorlar büyürken hızla...

İlk arkadaş maceram hatırladığım kadarıyla 8 yaşlarımdaykenden;
yaz tatilinde camiye gidiyordum,ikiz kızkardeşler vardı,sanırım altı yaşlarındaydılar.
Öyle şirindiler ki bir zaman sonra onları evime davet ettim,evlerine annelerinden izin almak için uğradığımızda evde kimseyi bulamamıştık.
Ben de tutup ellerinden bizim eve getirdim,onların evlerinden bizim ev arası dümdüz uzunca bir yoldu,kendimiz gideriz diye ısrar edince üstelemedim,bir zaman sonra eve polisler geldi,hatırladığım kadarıyla  evin yolunu epeyce geç bulmuşlardı...


Bir sonraki; üçüncü sınıfta kitaplık kolu seçilmem ve görev aşkımla başlıyor...
Yanıma sınıftan 3-5 kişiyi de alıp,aldıkları kitapları getirmeyenlerin evlerini okuldan sonra tek tek bulmaya çalışmak ve endişeli,kızgın ailelerimizle geç bir vakitte burun buruna gelmek...

Beşinci sınıfta cuma günleri son derste ben olmazdım,babam annem ve kardeşlerimi evden beni okuldan alıp Ballıca'ya götürürdü.
Resimlerimin teması,kompozisyonlarımın konusu Ballıca!
Haliyle sınıf arkadaşlarım merak ederlerdi,bir gün içlerinden biri çok gelmek istedi,yanımıza aldık götürdük...
11 yaşında iki kız,tüm köyü ona gezdirdim,ağaçlardan erikler topladık,üstümüze sürüp yedik,dere de balık aradık,sabundan köpükler üfledik,ip atladık...
Akşam olunca eve gitmesi lazımmış,bizimle gelebilmek için izninin akşama kadar olduğunu söylememiş,annem beni bi güzel tembihledi hatırlıyorum!

Evlerinde telefon da yoktu,nasıl bağladık bu hikayeyi hiç anımsayamıyorum amaöğretmenim yılsonu Ballıca'da piknik düzenledi,yolu da ben tarif ettim...


Velhasıl,eve birilerini çağırmayı hep sevdim,denediğim her bir yemeği tattırmak için yemeğe davet ettiğim arkadaşlarımda oldu,birlikte yemek yapmaya çalıştıklarım da...






Annem bana çok tahammül edemedi haliyle 11'imden sonra çok fazla arkadaş ve mutfak anım yok...

Büyük ve küçük oğlan tıpkı ben!
Arkadaşımı görünce:
''Anne arkadaşını gördüm eve çağıralım gelsin'' diye ısrar ediyor küçük oğlan...
Büyük oğlan ise;
her hafta en az bir kere arkadaşlarından biriyle evde vakit geçirmenin hayalinde...

Davetiyeler hazırlıyoruz,kah kahvaltıya,kah tiyatroya çağırıyoruz...
Yemekleri birlikte hazırlıyoruz,evimizi beraber toparlıyoruz,günü planlıyoruz...

Anneme nazaran çok daha tahammülkarım,
Oğlanlarla o günlerden geçiyorum aynı hazla...

6 Mayıs 2013 Pazartesi

İşim gücüm;ben!

 Anne tatlı,anne tatlı diye diye dolanıyor peşimsıra küçük oğlan...
Boyundan büyük tatlı sevgisi!
Her bir farklılığa;''hiç böyle birşey görmemiştim,teşekkür ederim'' ler öpücükler...


 Zaman elinde şeker,ardı sıra sürüklüyor beni gibi...
Hedeflerin peşinden,oğlanlar ellerimde koşuyorum...
Sonra;buruk bir hissiyatla ne kadar az insan o kadar iyi düşüncesine bürünüyorum...
Başkalarının başarılarına tahammül etmek neden zor ki!
Ki;senden iyi olmasın diye başlayan cümleleri de hiç sevmedim...
Babam yıllar önce;''İnsanlardan beklenti içerisinde olma,karşılığını ancak burada görürsün.'' demişti.
Anlaşılmak zaman zaman çok güç olabiliyor,beklenti içersinde olmamak,benim içimdekini bilen var teslimiyeti,insan sevgimi tazeliyor...



Kardeşim evlendi...
Ne güzel bir hismiş,mutluluktan gözyaşlarına boğulmak...
Ütü yaparken bile kendimi balerin gibi hissettirecek kadar güzel...
Çok mutluyum,evlatlığıma,ablalığıma,eşliğime,anneliğime hamdolsun...
Benim işim gücüm benim,ailem...
Sahip olduklarımda,emanetlerimde gözüm kulağım...
                                           
                                               Kendini bilen Rabbini bilir.
                                                               Yahya b. Muaz

17 Nisan 2013 Çarşamba

Bakış açısı...

 İlkbaharla geldim ya,
ne çok özlenmişim,sevindim!
Çok güzel mailler okudum,hemen hemen her birinin altında ''daha sık yaz lütfen'' yazan...
Peki...

Ben her ne kadar öğretmenlik yolunda ilerlesem de dikişten yana en ufak ayrıntı içimde kelebekler uçuşturuyor...

Büyük hedeflerin peşinde koşarken,küçük mutlulukları gözden kaçırmamak adına,
bugün kardeşim ile çikolata yemeye kalktık Bakırköy'e gittik.
Gitmişken de yarım kalan bluzuma düğme bastıralım derken,yanına beğendiklerimi de ekledim...


Bizim sütçü amcamız hasta olduğu için epeydir gelmiyor,
eşim haftasonu uzaklarda bir köyden aldı geldi,
ertesi gün de annem süt getirdi,
bir gün sonra da sütçü amca iyileşip gelince 15 litre sütümüz oldu...


Bluzdan artan kumaşı torba şeklinde kesip diktim,sütten peynir yapıp süzdüm,
yoğurt mayalayıp kaymağından da tereyağı...


Dikimini yaklaşık olarak bir hafta da tamamladığım elbisemin kol ağzında küçük oğlan makasla deneme yaptı,
ben de dantel diktim...

Şeker kavanozuna su döktü,kabak tatlısı yapıverdim...

Yönünü,yolunu bulabilirsen kaybolmazsın,
eğer uğraş olarak görürsen,tıkanırsın,sinirlenirsin,kızarsın,yıpranırsın...

Olumsuz gibi görününlere yol vermek,etrafını dolanmak,saplanıp kalmaktan daha kolay bence...
Nasıl bakasak öyle görüyoruz,ve öyle şekilleniyor yaşantımız...

Resulullah (s.a.v) buyurmuştur:
"Çocuklarınıza değer verin, güzel ahlâk öğretin ve onlar için Allah'tan  bağışlanma dileyin.''

12 Nisan 2013 Cuma

İlkbahar!

 Geldim bak...
Bahar gibi deyip tatlıya bağlayalım olur mu?
Anlatsam yaşadım derim ancak,o kadar...

Bazen öyle dağılır ki ev tutar hepsini bi dolaba tıkarsın,vaktin olunca ayıklamak üzere...
Bende öyle yaşayorum sonbahardan bu yana,
sanki acele etmesem kaçıracakmışım gibi,tıka basa dolu dolu,sonra oturup tekrar yad edilesi...

Sonra;ne çok isterdim komşun olsun bilirsin;
oldu iki tane,ne iyiler bilsen...
Hep birbirimizi tanıyormuşuz hissiyatıyla!

 Hala aynı şarkıları dinliyorum,
ve hala şarkılar söyleyerek mutfağı dağıtıyorum,sık sık poğaça,kek,börek yapıyorum,küçük oğlan hala tatlıcı,kekçi...
Büyüyünce ne olacaksın diye sordun dün akşam,
baba dedi.
Ne iş yapacaksın diye sordum,
Kek
Pastane gibi bir şey mi?
Hayır
Mamaları,bezleri nasıl alacaksın?
Küçük kalıcam ben dedi...

Zaman...

Ben bu kış çok büyüdüm,iyi niyetimi hala muhafaza ediyor olmamın yanı sıra,
o iyi niyetimin altından beni iğnelemeye çalışanların duygularını cümleleri nasıl ele veriyor anlıyorum...
Kimsenin adına yaşayamam ki ben,
kaldı ki herkes birbirinden farklı iken,
ben farklıyım diye diye üste çıkmak yerine kim varsa yanımda o farklılığı birlikte yaşarız zaten...

Dedim ya ben büyüdüm bu kış...
Eskisi gibi olamamayı anladım,pişmanlıklar,özürler karşı taraf utanıyormuş affedince gördüm...
Alçak gönüllülükte alçaklık yokmuş,kendini bilmek,O'na döndürüleceğini bilmek yetiyor insana!

Ah bu yuva...
Hamdolsun verene,biri iki,ikiyi dört edene...
O'na,
şu hayatta var edildiğime,
bu güzelliklere layık görüldüğüme,
iyiliklerimin kaydedildiği bir defter ile gönderilmişliğime,inceliklerine şükürler olsun...

13 Ocak 2013 Pazar

Zaman-mekan!


Gerçeği bilmek ve özlem gidermek arasında bir kaç dakika...

Evimizin caddesinden yukarı doğru yürürken,bebek arabasında küçük oğlumun minicik hali ile yolun solunda Albayrak amca ile yürüyen Dedemi fark ettim.
Hemen usulca elini tutup öptüm,
''Dede seni çok özledim'' dedim.
Zira gittin gideli boğazına düğümlenen tüm kelimeleri bir tek en yalın haliyle bu cümleye sığdırabiliyorum.
Gittin gideli,ilk defa o bildik tebessümkar yüzünle,sen dünyanın en meşhur insanısını hissettirdiğin nidanla;
-''Torunum'' dedin.

Tüm gerçeği biliyor olmakla birlikte,bu an biteceği için korkuyor ve titriyorum,bir yandan da öyle mutluyum ki;
gerçekliğini yokluyorum.

Dede domates alalım mı?
Hadi alalım.
Dönüşte alırım diyorum bu defa...

Bir cümlecik daha,oh!

Elim elinde,yanında arkadaşın ile cuma namazı için camiye yürüyoruz...
Arabadaki bebeği alıp eline seviyor,öpüyor,dualar ediyorsuz bize...
Ben kalakalıyorum olduğum yerde,sen cami yolunda devam ediyorsun yürümeye...

Uyanır uyanmaz,mutlulukla karışık;
Aslolan gerçeği hangimizin yaşadığına dair bir soru beliriyor zihnimde...